Korkunuzu Anlıyorum

Korkunuzu anlıyorum. 

Kolay değil şeytan ile pazarlığa oturmak, insan bir süre sonra kendisini onun yerine koyuveriyor değil mi? Şimdi siz kendinizi şeytan sanmaktan değil, şeytana sattığınız ruhunuzu bir daha geri alamamaktan korkuyorsunuz. Ama yapacak bir şey yok. Olan oldu... Ruhunuzu satmakla kalmadınız üstüne insanlık tarihinin en sefil, en çamurlu omurgasını da sırtınıza aldınız. İş artık "bu yoldan dönenin kaşığı kırılsın" a dayandı. Vah vah...

Bir gün sizin için de çıkıp birileri üzülecek elbet. Fakat şimdiden söylemeliyim ki üzgünüm... O ben olmayacağım. Size üzülmeyeceğim. Üzülmenin bile bir erdemi var. Peki ya siz? Gerçekten de birilerinin size üzülmesini hak ediyor musunuz? Hiç sanmıyorum.

Nasıl geldiniz buraya kadar? Anlatsanıza, nasıl sattınız ruhunuzla birlikte her bir kemiğinizi, ilik ilik etinizi, ailenizi, çocuklarınızın geleceğini? Hadi kendinizi geçtim, çocuklarınıza da mı hiç acımadınız? Akşamları eve gittiğinizde onları nasıl seviyorsunuz? Saçlarını her okşadığınız zaman bulaştırmaktan korkmuyor musunuz o saf yüreklere hastalığınızı? Bunu nasıl başarabiliyorsunuz? unuttum... Doğru ya... Siz ruhunuzla birlikte vicdanınızı da satmıştınız. Geçip gidecek onca yıldan sonra dönüp arkanıza bile bakamayacaksınız. Bir damla göz yaşı bile dökemeyeceksiniz. Öyle sefil öleceksiniz ki, ölürken bile ağlayamayacaksınız. O gözünüzdeki tek damla yaş bile akmaya değer görmeyecek kendini.

Korkunuzu anlıyorum.

Kolay değil şeytan ile pazarlığa oturmak; bir anlığına hatırlarsınız insan olduğunuzu, fakat iş işten geçmiştir artık, ne yapsanız nafile. 

"Bir zamanlar, tüm vaktini zengin olmayı hayal etmekle harcayan bir çocuk varmış derler. 'Zengin olmak için her şeyi yaparım' diye gezip dururmuş ortalıkta, bilmem size tanıdık geldi mi? Bir gün bunu duyan şeytan, çocuğa görünmüş ve onu zengin etmeyi teklif etmiş. Çocuk da atlamış hemen bu teklifine şeytanın. Sonunun nereye varacağını hiç düşünmemiş.  'Şu çınarı görüyor musun?' diye sormuş şeytan; ' Bu çınarın köküne her baltayı vurduğun an cebindeki parayı ikiye katlayacağım. Tek yapman gereken şey, her geçişinde bana 24 lira vermen.' Tamam demiş çocuk, işin ucunda zengin olmak var. Hiç düşünmemiş o çınarın gövdesinde nice canlı yaşar; dalları, yaprakları güneşe kadar uzanır, yüzyıllardır ayakta, hep olması gerektiği yerde ve gölgesinde nice insanlara yer vardır... Büyük bir hırs ile vurmuş çınarın dibine baltayı çocuk, elini cebine sokup bir bakmış gerçekten de parası ikiye katlanmış. Şeytana 24 lira vermiş ve tekrar sırtlayıp baltayı sapından soluğu çınarın dibinde almış. Bir kez daha yüklenmiş tüm gücüyle ağacın köküne. Cebini kontrol etmiş, parası tekrar ikiye katlanmış. Tekrar 24 lira verip bir kez daha hiç acımadan vurmuş çınara baltayı; para öyle tatlı gelmiş ki eline baltayı her aldığında çınara vurduktan sonra sadece cebine bakmayı düşünür olmuş çocuk, çınarın gövdesi öyle büyükmüş ki onu devirene kadar köşeyi dönerim diye düşünmüş; bir bakmış parası yine ikiye katlanmış. Fakat çocuğun bu sefer cebinde, şeytana vermesi gereken 24 lira başka hiç parası kalmamış."

Burada aslında sorulması gereken soru çocuk şeytanla tanıştığında cebinde kaç lirası varmış? sorusu ama ben size bunu sormayacağım. 

Bugün 3 temmuzun ardından insanlara çektirdiğiniz acıların, tekrar o acıların hatırlanmasının, tekrar ve tekrar ızdırap dolu gecelerin, o şeytanla yaptığınız pazarlıkların, o ahir zamanların bir kez daha gün yüzüne çıkma günü... 

O zenginlik hayalleriyle yıkmak istediğiniz yüce çınar bakın hala dimdik ayakta... Görüyorum ki şeytana da son paranızı vermiş oldunuz...

Dönüp bakın bakalım cebinizde ne kadar kalmış bir gram bile etmeyen omurgasız sefaletinizden başka? 

Korkunuzu şimdi daha iyi anlıyorum.... 

Yorumlar

Popüler Yayınlar