Ya şimdi ya da hiçbir zaman!
17 yıl... Zaman ne kadar da çabuk geçiyor değil mi? 17 kocaman yıl ve 17 kocaman yıla sığdırılmaya çalışılan bir kulübün yükseliş öyküsü...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'nin modern bir stadyumu yoktu...
2009 yılında son UEFA kupası finalinin oynandığı ülkenin ilk modern stadyumunu armağan etti bize...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım, amatör branşlar unutulmaya, kapanmaya yüz tutmuştu...
2010 Kulüplerarası Dünya Şampiyonu, 2012 Avrupa şampiyonu bir Kadın Voleybol takımı yarattı...
15 yıl sonra bir Türk takımını basketbolda final four'a elini kolunu sallaya sallaya sokmayı başardı; hepimize Obradovic gibi bir efsaneyi, genç ve yetenekli bir takımı; Fenerbahçe Ülker'i ve Fenerbahçe Ülker Arena'yı hediye etti...
Erkek Voleybol, Kadın Basketbol dahil tüm güçlü zamanlar ve şampiyonluklar onun zamanında oldu...
"Amatör" branşları dünya çapında "profesyonel" branşlara dönüştüren yine kendisiydi...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım, dünyanın en iyi sporcularının Fenerbahçe'yi seçmesi artık bir seçenek değil bir öncelikti...
TV başında izlediğimiz yıldız oyunculara bazen isimleriyle, bazen profesyonellikleriyle, bazen de onları yıldız yapan özellikleriyle Fenerbahçe formasını giydirdi.
Fenerbahçe'yi futbol takımıyla tanıyıp sevenlere, ilk hedefi her daim futbola verenlere bir Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali, bir Avrupa Kupası yarı finali, 5 Lig şampiyonluğu verdi. Defalarca son maçta şampiyonluklar gitti, pes etmedi; her sene her defasında hep daha iyisini istedi...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım; Düzce Topuk Yaylası, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Fenerbahçe Ülker Arena, Ankara Konaklama Tesisleri, Yenilenmiş Faruk Ilgaz Tesisleri başkası söylese sadece bir hayaldi. O hepsini ve daha fazlasını yaptı. Çok daha fazlasını da yapmak istedi ama şartlar hep önüne set oldu...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım sağlığına bugünden daha iyi bakıyordu. Yeri geldi şekerine yenik düştü, yeri geldi ciğerleri Fenerbahçe'si için mahpus demirleri soludu, yeri geldi kalbine söz dinletemedi... Elden Fenerbahçesi gitmesin diye, hep sağlığından verdi...
Sonra bir şey oldu... Anlamsızca büyüyüp bir kanser hücresi gibi içimize salınan; bizi dertlere düşüren; sigara ve alkole kardeşlik ettiren, üzen, kahreden; "ama" diye başlayan cümlelerde kaybolduğumuz, sonsuz paradoksların tam orta yerinde bir başına kaldığımız bir şey...
Sebebi tek miydi yoksa dalga dalga önümüzde birikip bizi boğan bir sel miydi hiç bilemedim...
Fakat dönüp bir baktık ki geçen 17 seneye bunca şeyden sonra mutlu olmamız; daha çok birliktelik ve beraberlik içinde tüm zorluklara göğüs germemiz; "santrayla beraber omuz omuza" yapmamız gerekirken nereye düştüğünü bir türlü kestiremediğimiz bir bombanın tüm şarapnel parçaları büyük bir suretle etimize saplanmaya başlamıştı...
3 Temmuz, CAS davası, ülke menfaatleri, decoderler, medya maymunları, 12 mayıs polis dehşeti, passolig, Okul Açık, iptal edilen kombine ve biletler, tribünlere alınmayan aile ve çocuklar, şampiyonluk kutlamalarında küfürleşen gruplar, cevabını bir türlü bulamadığımız sorular, bin bir bahaneler, yalanlar; hayatımızdan dehşet verici şekillerde kopartılan isimler, yüzler, insanlar, PFDK, federasyon ve saray, arka 5'li, Fenerbahçe Suikasti, Topuk Yaylası, Kenan Evren Lisesi, Pendik'e sürüleceğimiz günlerin yaklaşması, başarıların kibir dolu cezalandırılmaları ve daha sayamadığımız öyle çok şey...
Her biri etimize saplanıyordu. Son kanımız dökülene kadar, dizlerimiz çözülüp de koca bir çınar gibi büyük bir gürültüyle yıkılana kadar... Biz ölene kadar... Devam etti, nasıl başladığını hatırlamadığımız ama sonunu çocuklarımızın bile aklından çıkmayacağı bir şekilde noktalanacağı gerçeğiyle devam etti... Devam ediyor... Hala...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım hiç bugün ki kadar yalnız hissetmemişti...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım biz hiç bu kadar ötekileştirilmemiştik...
Halkın takımı artık yoktu. Yerine "gerçek taraftar" ifadesini kullandıkları banka kredili taraftar vardı...
Yerine passolig vardı, yerine devletin çıkarları vardı, yerine decoder vardı, yerine biletli seyirciyi "bir spor müsabakasına" almayacak kadar gaddarlaşan bir zihniyet vardı... Oysa o bilet sadece bir "oyuna" çıkıyordu... En başından beri unuttuğumuz "oyuna"... "Sporun sadece spordan ibaret olduğunu görmek yerine" onu endüstriyel koşullar içinde bir diktatörleşme aracı olarak görmemize vesile olan bir oy'una... Bir top peşinde 22 adama... Hepsi bu...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım ona böyle bir geleceğin 17 yıl sonra gerçek olacağını söyleselerdi tahminimce çok şaşırırdı... Başkan olmaz istemezdi belki de çünkü dönüştüğü şeyin bir Fenerbahçe sevdalısından, bir aile babasından, bir centilmenden doğabileceğine ihtimal vermezdi... Biz de vermezdik, ona yakıştıramazdık, o yapmaz derdik... Ama yaptı, farkında mı değil mi bilmiyorum ama o istemeyeceği Aziz Yıldırım'a dönüşmesi kaçınılmazı oldu...
Ben 17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olan Aziz Yıldırım'ı istiyorum...
Bir programda sağlığı sebebiyle görevini bırakacağını söylerken gözleri dolu dolu "bu taraftar bugüne kadar hakkımda tek kötü söz söylemedi" diyen Aziz Yıldırım'ı istiyorum...
Önünde tek bir şans kaldı artık;
Ya şimdi, ya da hiçbir zaman!
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'nin modern bir stadyumu yoktu...
2009 yılında son UEFA kupası finalinin oynandığı ülkenin ilk modern stadyumunu armağan etti bize...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım, amatör branşlar unutulmaya, kapanmaya yüz tutmuştu...
2010 Kulüplerarası Dünya Şampiyonu, 2012 Avrupa şampiyonu bir Kadın Voleybol takımı yarattı...
15 yıl sonra bir Türk takımını basketbolda final four'a elini kolunu sallaya sallaya sokmayı başardı; hepimize Obradovic gibi bir efsaneyi, genç ve yetenekli bir takımı; Fenerbahçe Ülker'i ve Fenerbahçe Ülker Arena'yı hediye etti...
Erkek Voleybol, Kadın Basketbol dahil tüm güçlü zamanlar ve şampiyonluklar onun zamanında oldu...
"Amatör" branşları dünya çapında "profesyonel" branşlara dönüştüren yine kendisiydi...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım, dünyanın en iyi sporcularının Fenerbahçe'yi seçmesi artık bir seçenek değil bir öncelikti...
TV başında izlediğimiz yıldız oyunculara bazen isimleriyle, bazen profesyonellikleriyle, bazen de onları yıldız yapan özellikleriyle Fenerbahçe formasını giydirdi.
Fenerbahçe'yi futbol takımıyla tanıyıp sevenlere, ilk hedefi her daim futbola verenlere bir Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali, bir Avrupa Kupası yarı finali, 5 Lig şampiyonluğu verdi. Defalarca son maçta şampiyonluklar gitti, pes etmedi; her sene her defasında hep daha iyisini istedi...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım; Düzce Topuk Yaylası, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Fenerbahçe Ülker Arena, Ankara Konaklama Tesisleri, Yenilenmiş Faruk Ilgaz Tesisleri başkası söylese sadece bir hayaldi. O hepsini ve daha fazlasını yaptı. Çok daha fazlasını da yapmak istedi ama şartlar hep önüne set oldu...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım sağlığına bugünden daha iyi bakıyordu. Yeri geldi şekerine yenik düştü, yeri geldi ciğerleri Fenerbahçe'si için mahpus demirleri soludu, yeri geldi kalbine söz dinletemedi... Elden Fenerbahçesi gitmesin diye, hep sağlığından verdi...
Sonra bir şey oldu... Anlamsızca büyüyüp bir kanser hücresi gibi içimize salınan; bizi dertlere düşüren; sigara ve alkole kardeşlik ettiren, üzen, kahreden; "ama" diye başlayan cümlelerde kaybolduğumuz, sonsuz paradoksların tam orta yerinde bir başına kaldığımız bir şey...
Sebebi tek miydi yoksa dalga dalga önümüzde birikip bizi boğan bir sel miydi hiç bilemedim...
Fakat dönüp bir baktık ki geçen 17 seneye bunca şeyden sonra mutlu olmamız; daha çok birliktelik ve beraberlik içinde tüm zorluklara göğüs germemiz; "santrayla beraber omuz omuza" yapmamız gerekirken nereye düştüğünü bir türlü kestiremediğimiz bir bombanın tüm şarapnel parçaları büyük bir suretle etimize saplanmaya başlamıştı...
3 Temmuz, CAS davası, ülke menfaatleri, decoderler, medya maymunları, 12 mayıs polis dehşeti, passolig, Okul Açık, iptal edilen kombine ve biletler, tribünlere alınmayan aile ve çocuklar, şampiyonluk kutlamalarında küfürleşen gruplar, cevabını bir türlü bulamadığımız sorular, bin bir bahaneler, yalanlar; hayatımızdan dehşet verici şekillerde kopartılan isimler, yüzler, insanlar, PFDK, federasyon ve saray, arka 5'li, Fenerbahçe Suikasti, Topuk Yaylası, Kenan Evren Lisesi, Pendik'e sürüleceğimiz günlerin yaklaşması, başarıların kibir dolu cezalandırılmaları ve daha sayamadığımız öyle çok şey...
Her biri etimize saplanıyordu. Son kanımız dökülene kadar, dizlerimiz çözülüp de koca bir çınar gibi büyük bir gürültüyle yıkılana kadar... Biz ölene kadar... Devam etti, nasıl başladığını hatırlamadığımız ama sonunu çocuklarımızın bile aklından çıkmayacağı bir şekilde noktalanacağı gerçeğiyle devam etti... Devam ediyor... Hala...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım hiç bugün ki kadar yalnız hissetmemişti...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım biz hiç bu kadar ötekileştirilmemiştik...
Halkın takımı artık yoktu. Yerine "gerçek taraftar" ifadesini kullandıkları banka kredili taraftar vardı...
Yerine passolig vardı, yerine devletin çıkarları vardı, yerine decoder vardı, yerine biletli seyirciyi "bir spor müsabakasına" almayacak kadar gaddarlaşan bir zihniyet vardı... Oysa o bilet sadece bir "oyuna" çıkıyordu... En başından beri unuttuğumuz "oyuna"... "Sporun sadece spordan ibaret olduğunu görmek yerine" onu endüstriyel koşullar içinde bir diktatörleşme aracı olarak görmemize vesile olan bir oy'una... Bir top peşinde 22 adama... Hepsi bu...
17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olduğunda Aziz Yıldırım ona böyle bir geleceğin 17 yıl sonra gerçek olacağını söyleselerdi tahminimce çok şaşırırdı... Başkan olmaz istemezdi belki de çünkü dönüştüğü şeyin bir Fenerbahçe sevdalısından, bir aile babasından, bir centilmenden doğabileceğine ihtimal vermezdi... Biz de vermezdik, ona yakıştıramazdık, o yapmaz derdik... Ama yaptı, farkında mı değil mi bilmiyorum ama o istemeyeceği Aziz Yıldırım'a dönüşmesi kaçınılmazı oldu...
Ben 17 yıl önce 1 oy fark ile Başkan olan Aziz Yıldırım'ı istiyorum...
Bir programda sağlığı sebebiyle görevini bırakacağını söylerken gözleri dolu dolu "bu taraftar bugüne kadar hakkımda tek kötü söz söylemedi" diyen Aziz Yıldırım'ı istiyorum...
Önünde tek bir şans kaldı artık;
Ya şimdi, ya da hiçbir zaman!


Yorumlar
Yorum Gönder