Zaman
Zaman zaferleri çabuk unutur, acıları
daima hatırlatır. Zaferler vardır nice şanlı, nice uğruna insanların gözyaşı
döktüğü ve elbet yeri gelip de dünyaya son kez baktıkları, zaferler; iki küçük
kalbin birbirini bulup da sımsıkı sarıldığı; ölümüne, dipdiri, kasların
yandığı, gözlerin dolduğu, çığlıkların uzaya varıp da sonsuzlarca yaşadığı
zaferler…
Tarih 3 Temmuz 2011. Yoktan var
edilmiş bir zaferin 6. Yıldönümüne giden yolun başlangıç çizgisi...
Gaddarca, hileyle, haysiyetsizce elde edilmiş
bir zafer… Öyle sandılar, öyle sanıyorlar hala; oysa biz “Ateşi ve ihaneti gördük ve yanan gözlerimizle durduk bu dünyanın
üzerine…” Anlamadılar. Biz ki gündüzü sarı ile geceyi lacivert ile boyadık,
biz ki onlara karşı dimdik hep ayakta kaldık, onlar ki, “asi gelmediler makamı hilafet ve saltanata…” bizler ki dedik
direneceğiz, savaşacağız, adalet yerini bulacak eninde sonunda…
Çokça güldüler, çokça sevindiler; ağızlarında
salyalar saçarak çıktılar aptal kutularına, kâğıt paçavralara;
Oysa bilmezler, bu temiz kalplerin kâbus
bildiği şey, ağlayan meleklerin düşleridir onlara, her karanlık bir gün
çıkacaktır apansız aydınlığa…
Oysa bilmezler, sarı saçlı mavi gözlü
kahramansa başımızın üstündeki, göğsümüzdedir elbet sarı lacivert bu sevda…
Oysa bilmezler, armaya tutulmak
vatanı sevmenin de gerekliliğidir; görevdir, mirastır yarınlara…
Oysa bilmezler, düştü sandığınız tüm
kalelerde yükselecektir Fenerbahçe bayrağı asırlarca…
Şimdi geçen 6 yılın sonunca küstahça
peşinden gidenler var o günü zafer ilan edenlerin. Oysa zafer dedikleri şey bir
kupa değildi, bir rejim değişikliğinin arifesiydi. Fakat bozdu bu oyunu
Fenerbahçeli yürekler, Bursa Nutku çünkü bunu tembihler…
Hatırlatmak da bu oyunun 6. Yılında elbet
biz Fenerbahçelilere düşer;
“Türk Genci, devrimlerin ve
cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok
inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz
düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘bu
ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.’
demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını
koruyacaktır…”
Koruduk da. 3 Temmuz’da başladık
bunun savaşını vermeye. Aydınlarımız, askerlerimiz, paşalarımız düştüler
hapislere; can verenler oldu bu karanlık günlerde; göğüs gerdik hepsine, dedik
bu bir oyun; bize değil tüm Cumhuriyet’e karşı kurulmuş. Dik durduk dünyaya
karşı, cezalar yağdı her yerden haksız yere, bayrağımızı caddede açtık, yürüdük
bir yakadan diğer yakaya, durduramadılar bizleri “gerçek mermi kullanmak
serbest” emri alsalar dahi… Daha yüksek bir sesle haykırdık tribünlerde; önce cefakâr
annelerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız; sonra terörist polislerin gazına,
tekmesine, insafsızlığına göğüs geren kocaman yüreklerimiz ile.
6 kocaman yıl geçti. Cezalar gördük,
polis işkencesi gördük, kurşunlandık da ölümlerden döndük… 6 kocaman yıl geçti,
“gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır” dedi Kocaman bir
yürek… O gün geldi çattı işte. “Ne Şikesi Memleket elden gidiyor!” diye bağırdı
bir Adam mahkemelerde, dinlemediniz üstüne saf tuttunuz güce tapanların
eteklerinde. Üfleyerek sönmeyen ateşler hayali ile, kor oldunuz sarayların şaşalı
altın varaklı şöminelerinde…
Direniyoruz hala, direneceğiz de… Bizi bundan asla vazgeçiremeyeceksiniz…
Bugün 3 temmuz 2017. Zaman zaferleri
çabuk unutur, acıları daima hatırlatır ve elbet hainleri asla affetmez.
Unutmayın ki biz buradayız;
Burak Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz;
tükenmez asla umutlarımız, Fenerbahçe Yıkılmaz!


Yorumlar
Yorum Gönder