3 Temmuz




3 temmuz…
"Sizin hiç babanız öldü mü? 
Benim bir kere öldü kör oldum…”
- dizeleriyle başlıyor bir gün daha… Bir gün daha yaşadığımız her şeye inat, bu günü hatırlamak ve hatırlatmakla mecbur bırakıldığımız sırtımızdaki ağır ve acı ve kutsal ve ömrümüzce sürecek yükümüz ile insanlara herhangi bir günmüş gibi günaydın demeye devam edeceğiz.
İnandığımız; inandığınız ve inandırıldığınız her şey bir gün daha susmanın alternatifsiz kaldığı bir ızdırap ile yüzünüze kör bir tokat gibi çarpacak…
Üzgünüm…
Her şey için. En başta da sizi inanmak istemediğiniz bir şeye inanmak zorunda bıraktıkları için… Bir ilizyonu size gerçekmişçesine sundukları zaman sırf hoşunuza gidiyor diye, insanların acılarından zevk almaya alıştırıldığınız için çok üzgünüm… Hem söylesenize sizin hiç babanız öldü mü gerçekten? Bizim bir kere öldü, kör olduk… Fenerbahçemizi babamız gibi sevdiğimiz için kör olduk, 3 temmuz sabahında bize omuz vermek yerine, gizli kapıların arkasından en yakın dostunuza, kardeşinize, komşunuza dahi sırt dönüp tenhalarda güldüğünüz için kör olduk… Size sevmeyi öğretemeyenlere inat; sevginin ne kadar kutsal, onu elde etmek için savaşılası yeri geldiğinde can verilesi bir şey olduğunu hala gösteremediğimiz için, hala bulunduğunuz bu yerde gözünüze inen perdenin arkasından karanlığa bir adım daha yakın durmakta ısrarcı olduğunuz için kör olduk… Çok üzgünüm…
Biz sizlerden asla nefret etmiyorduk, nefret nedir esasen bilmiyorduk ama size bizlerden nefret etmeyi ne de çabuk öğrettiklerine şaşırmaya fırsat bulamadan içimizde hissettiğimiz bu acı ile kör olduk… Çünkü babamızı kaybetmiştik, çünkü sizler babanızın bir daha dönmeyecek olduğunu bilmenin ne anlama geldiğini öğrenemeyecek kadar toydunuz. Bundan utanmıyorduk, çünkü biz Fenerbahçemizi kaybettiğimizde sizden daha önce büyümüştük. Sırtımızdaki yük ile, ızdırap ile; ailemizi bir arada tutmayı öğrenmek zorunda olduğumuz için büyümek zorundaydık… Oysa sizler hala elinden oyuncağı alınmış bir çocuk hassasiyetiyle gerçeklerden çok uzakta, acımıza bakıp, babasızlık bir noksanlıkmış gibi bizimle dalga geçiyor, eğleniyor, inanmaya zorlandığınız her şey bir anda büyülü bir şekilde gerçeğiniz oluyor ve içinizde gizlice büyüyen bu hisler nefretle, kinle, yalan ve iftira ile kulaktan kulağa yayılarak bizim dışımızdaki herkesi “siz”sizleştiriyordu… 
Bunun için size kızmıyorum… Kızmak artık sadece beyhude bir çaba bizim için… Bizler kızgınlığın ateşinin çok daha ötesindeyiz artık. Biliyoruz ki çabalamayı bırakmayacaksınız, biliyoruz ki gülmeye, ötekileştirmeye inatla devam edeceksiniz, lakin sevdamızı size nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama; "nasıl bir uçurum kusursuzluğuna ulaşmışız ki düşecek yerimiz bile kalmamış." Biz bunu göze alarak sevdik bu renkleri… Babamız gibi sevdik, en baştan, en içten, en olması gerektiği gibi…
Bu sebeple bizi sizden kim ayırdıysa, onlara söyleyin; artık sizin için mutlu bir son yok. Çünkü sizi inanmadığınız her şeye inandırdıklarında elinizden mutluluğunuzu alıverdiler. Bunu öyle güzel yaptılar ki siz aslında bize değil, bize karşı taraf olurken mutluluğunuzu kaybettiğiniz için öfkelisiniz. Bilin ki bu 3 temmuzu yine başımız dik, sırtımızda acılarımızı atlas gibi taşırken geçireceğiz ve ruhunuzun geçen 3 yılın ardından artık isteseniz de huzura ermeyeceğini bildiğimizden üzüntü ve temenni ile;  "kendi mezartaşını yazan bir yerkürede, terbiyeli cesetler gibi davranacak kadar ağırbaşlı olmanızı…" dileyeceğiz… 
Üzgünüm… Bizim babamız bir kere öldü, kör olduk ve o gün karanlık bizim için hiç bu kadar aydınlık olmamıştı…
Oysa sizin durduğunuz bu yerde;
"Tanrı’nın dahi kurtaramayacağı ruhlar vardır; 
dizlerinin üzerine de çökse, onlar için dua da etse…”

Yorumlar

Popüler Yayınlar