An Geliyor...



Bir an geliyor, içindeki fırtınalarda bir gemi mücadele ediyor engin suların üstünde, dalgalar ağır, dalgalar alaylı, dalgalar keskin bir bıçak gibi; güverteye su girmeye görsün, kağıdı kesen bir makas gibi ikiye ayırıyor dokunduğu yerden her şeyi; dalgalar sürüklediğimiz meşin gibi, bir arabanın altında, bir  atan alır spor…

Bir an geliyor, özlüyorsun, içindeki boşluk enfes bir yara üstüne ne bastırsan fayda etmez; acılar çocukluk komşumuz zaten, sokakta tek kale, evde japon; kapılar arasında dünya kupası bilsen kafi bize; bilsen saf, bilsen öyle mahçup… Top benim oynatmam munzurluğu yanaklarımızda…

Bir an geliyor, üstünde bir forma; sırtında numara var 9; önünde emlak bankası; çift dikiş, yama… Sokaklarda koşturuyorsun, bağdat caddesinden inip sahile, göğsünü gere gere; bağırıyorsun “Fenerbahçe Çok Yaşa!” diye… 
Bir an geliyor, susuyorsun… Yakalarını dikiyorsun formanın, üstünde varsa bir toz; görmeye olasın, elinin tersiyle itiyorsun taşı toprağı… Baban geliyor uzaktan, elinde bir kutu… Açmaya gör, yeni kramponlar; üstüne bir de kırmızı… Yer beton, ruhun Okocha; gelişine vuruyorsun meşin yuvarlağa; top yıkıyor kalenin sol taşlarını; hop girdi içeri ve gol… İki kolunu açıyorsun genişlemesine; uçuyorsun, arkadaşların indiriyor seni yere; büyüklerden biri okşuyor kafanı, “aferin cantona” diyor; gözlerinde umut… Gözlerinde gelecek, gözlerinde zaferin eşsiz tınısı… 
Bir an geliyor, büyüyorsun… Kadıköy sokakları dar geliyor artık sana, moda dediğin genç işi, bahariye yoruyor seni… İlk kupan belki; minnacık bir bebek, tutuşturuyorlar eline, öpüp alnından kaldırıyorsun yukarı; ismi dudaklarında, erkek adam vesselam; Lefter diyorsun…  Lefter olacak adı; başı dik duracak, yenilmeyecek; yıkılmayacak…
Bir an geliyor, kapkara çalıyor telefonlar… Açıyorsun, son golü ölüm attı diyor telefondaki; sonsuzluğa uğurlayacağız efsane forveti… Üçüncü bir renk, ne sarı ne lacivert; matem olmuş anılara; simsiyah bir kıyafet ile veriyorsun toprağa çocukluğunu, sevdanı, hayatını…

Bir an geliyor hasta ediyor seni hayat… Yatağın köşesinden küçük meraklı bir çift göz kaldırıyor başını; İyi misin dede diye soruyor… Gülüyorsun, Aykut diyorsun; okul açık kapıları açtı; haydi gidelim… Anlamıyor, yanakları kıpkırmızı, yanakları ıslak, yanakları sevdalı olacak belli; güldü mü sanki duruyor dünya… Derken, kapatıyorsun gözlerini; an geliyor, tribündesin… Bütün eski dostlar orada; kol kola giriyorsun, avazın çıktığı kadar bağırıyorsun, bütün tezahüratlar eskiyor dudaklarında çatlayarak…

Sarı lacivert ışıklar üstünde; senin ismini anons ediyorlar gol sonrası, içindeki saadet büyüyüp taşıyor bir anda göğsünden göğe doğru; an geliyor, düdüğü çalıyor hakem; tek tek kapanıyor Şükrü Saraçoğlu’nun ışıkları üstüne… Bir başına kalıyorsun; Çimler serin, toprak sıcak; yüzünde asırlara aşkın bir gülümseme; engin sular duruluyor bir bir, dalgalar artık acıtmaz oluyor seni; dudaklarında ince bir veda, kapatıyorsun gözlerini; an geliyor… 

Yorumlar

Popüler Yayınlar