Selamlar olsun sana...
Çocukluk kahramanlarınızın öldüğü gün yaşlandığınızı anlarsınız derler, oysaki sadece çocukların kahramanları ölmez, kocaman adamların da kocaman kahramanları vardır daima, onlar da bir gün bilirler o muhteşem kahramanlarının bu dünyaya elveda diyeceklerini. O kocaman adamların tüm hislerini içlerinde büyütürler gün gün; yeri gelir kendisini benzetirler ona, yeri gelir kızarlar ama pişmanlık duymazlar kızmasından, yeri gelir çok severler, bir an olsun düşse akıllarından; kaybedecekmiş gibi olurlar ellerindeki her şeyi...
Sonra biz varızdır. O kocaman adamların çocukları gibi okşarlar saçlarımızı, onlardan öğrendikleri ne varsa, mutlak doğrudur, mutlak adildir ve mutlak daha iyi günler içindir, öğretirler bize. Sonra biz varızdır. Babalarımızın çocukları bizler, kahramanlarımızın kahramanları gibi; yaşsız, cinsiyetsiz, isimsiz bizler, öyle çok öyle haklı öyle yalnızız ki... Oysa ki yalnızlık bir durum değil bir ihtiyaçtır artık bizim için. Çünkü büyüdük ve tek tek ölmeye başladı çocukluk kahramanlarımız, tek tek kaybediyoruz babalarımızın da babalarımızdan büyük kahramanlarını... Oysa ki yalnızlık bir olasılık değil, bir sığınma isteğidir en karanlık odalara, ağlarken hıçkırığımız yankılanmasın diye, burnumuzu çekerken sessiz olalım diye, babalarımız bizi, biz babalarımızı duymayalım diye...
Çocukken sokaklarda top koşturan son nesildik biz. Apartmanlar arası boş arsalarda tebeşir taşından çektiğimiz çizgiler, duvarlara yetiştiğimizce karaladığımız kaleler, adım adım belirlediğimiz kocaman taşlardan direklerimiz vardı bizim. Sokaklar tribünlerimizdi, bakkal amca malzemecimiz, apartmanın camından bakan uzun saçlı utangaç kız en güzel artistik golü atanın selamını gönderdiği sevgili olurdu birden. Çocukluk kahramanlarımız o zamanın o büyülü ekranında görüp de hayret ettiğimiz herhangi biri olabilirdi yahut babamızın elimizden tutup da bizi götürdüğü maçlarda gol diye bağırmak için sabırla bizi bekleten yeşil sahaların yılmaz savaşçıları...
Şimdi bambaşka çağlardan geçiyoruz geride bıraktıklarımızla... Artık ne arsalar var ne caddeler ne de tebeşir taşları sokaklarda. Kapkara geceler, kapkara odalarda doğan güneşler gibi eşit mesafede ve artık kapkara ekranlarda hayallerini gerçekleştiriyor babalarından ayrı çocuklar... Tüketmeye kahramanlar bile yetişemiyor artık... Yaşlanıyoruz, kaybediyoruz, eksiliyoruz ama çok eksiliyoruz... Tarifsiz acıların çağları bunlar, unutmak için bir şeyi başka bir şeyin hatırlanmasını bekliyoruz, ne acı...
Benim kahramanım daima babamdı, babamın ki Eşref Hoca; şimdi kaç milyon gözü yaşlı çocuğun kahramanıdır acaba, koşup da en derin yalnızlıklarına hıçkıra hıçkıra ağladıkları babalarının kahramanı gibi güzel insan Süleyman Seba.
Selamlar olsun sana, nezaketinin zarafetiyle parlasın ışıklar yatağında...



Yorumlar
Yorum Gönder