Ali İsmail Korkmaz
Nereden geldin çocuk? Söyle nerelerden geçip de geldin, hangi acıları gençliğinin baharında eskittin, hangi sokakları dar ettin de kalbine, şimdi böyle bir başına, böyle yalnız, böyle yüzündeki o küçük gülümsemeyle konuyorsun kalbimizin en ağır yerine… Söyle, nereden geldin çocuk? Şimdi nasıl inandıralım baharların tekrar geleceğine insanları; bu kış sert, bu kış öksüz; bu mevsim, acılarımızın mevsimi, bu mevsim bir kara delik… Söyle, gülüşünü hangi yeni doğan bebeğin gülüşüne bağışlayalım; öyle içten, öyle duru, öyle naif…
Nereden geldin çocuk? Söyle hangi dağların tepesinden uçtun da memleketin en güzel ovalarına kondun, hangi nehirlerin ilk suyundan içtin, hangi vadilerde üşüdün, hangi ağaçların gölgesinde dinlendin de geldin… Söyle, kaç diyar gezdin o minnacık yaşınla, kaç kadın sevdin tüyden hafif kalbinle, kaç aşa emek kattın, yoktan var ettin, o çalışkan ellerinle…
Nereden geldin çocuk? Nereden geldin de bize söylenmemiş sevda türküleri getirdin… Yoruldun mu, terledin mi; annen sırtına bez koydu mu, uyudun mu, uyandın mı; baban saçlarını okşadı mı, kardeşlerin gözlerini kapadı mı; söyle…
Nasıl kıydılar sana çocuk… Sevdalını öpememişken, annenin dizlerinde yatamamışken, babanın sözlerini dinlememişken daha 19 yaşındayken; nasıl kıydılar sana… Nasıl tunçtan bir heykele dönüştü yüreğin ve üstümüze ağır ağır yağdı bu ayrılık türküsü, söyle…
Kalbimiz kurur mu, ruhumuz boyun eğer mi bedenimizin alışkanlıklarına, gözlerimiz seni arar mı, kulaklarımız da marşın paslanır mı, söyle… İnsanoğlu utanır mı söyle be çocuk, kalk hadi; durma… Söyle…



Yorumlar
Yorum Gönder